Sık Sorulan Sorular

Etoburluk

1. İnsan etçil veya hepçil değil mi?


Hepçillerle etçiller arasında iç güdüler ve anatomik yapılar açısından anlamlı fark yoktur. İnsanlar ne etçildirler ne de hepçildirler.




2. İnsanlar yüzbinlerce yıldır et yemiyor mu?


Evet! İnsanlar, insansılardan itibaren takip ettiğimizde
- Önce bitki ve böceklerle besleniyorlar
- İki ayağının üstüne çıkınca ağaçlardaki meyvelerle beslenmeye başlıyorlar - 1,5 milyon yıl önce, predatörlerden arta kalan hayvansal ürünlerle beslenmeye başlıyorlar - 500bin yıl önce ateş bulunuyor (ve muhtemelen pişirmeyi öğreniyor) - 13bin yıl önce tarım ve hayvancılığın başlamasıyla süt ve süt ürünleri tüketimi başlıyor Yani evet, insanlar yüzbinlerce yıldır hayvansal ürün tüketiyor, ama bugünkü içeriği tüketmemiz son 13bin yıl ve bu insanı etçil veya hepçil yapmıyor.




3. İnsan et yemekten fayda görmedi mi?


Evet! İnsan, yerleşik düzene geçip, tarım ve hayvancılığı öğrenip besinlere kolay ulaşımı sağlamadan önce açlık sınırında yaşıyordu. O dönemlerde hayvansal gıdalardan kısa zamanda aldığı bol yağlı kompakt kaloriler hem insana zaman kazandırdı (uzun süre yeşillik çiğnemeye göre) hem de enerji verdi. Yaşam serüveninin bir döneminde ona fayda sağlamış olması da onu etçil veya hepçil yapmıyor.




4. İnsan beynini et yemek geliştirmedi mi?


İnsan beyninin gelişiminde önemli faktörlerden biri de ettir. Ama bu, sanıldığının aksine etten aldığı protein sayesinde değildir. Beynin yakıtı şekerdir ve yeni ölmüş av hayvanlarının kasları glukojen (hayvan vücudunun depo şekeri) deposudur. Bugün Eskimolar sayesinde biliyoruz ki, yaşamak için avlanan insanlar hayvanı avladıklarında hayvanların ilk olarak şeker depoladıkları yerleri yiyorlar. Bu arada unutmamak gerekir ki, beynin gelişimi için süreklilik arz eden bir kaynak olmalıdır ve beynin yakıtı olan şeker ne arada bir avladıkları hayvanlardan ne de mevsimine göre değişen meyvelerden sağlanabilmektedir. 12 ay boyunca en güvenilir kaynak, şeker depoları bol olan yumru bitkiler ve tahıllardır.




5. İnsan et yiyebiliyor, bu onu etçil yapmaz mı?


Bizim "et" diye tanımladığımız aslında hayvanın çizgili kaslarıdır. Çizgili kaslarla beraber yağları, tendonları ve küçük boyutlu damarları da yiyoruz. Oysa etçil olmak demek hayvanı kemikleri kalan kadar, derisiyle ve tüm organlarıyla yemek demektir. Yine de bunları burnumuzu kapayıp yiyebilsek bile, etçil olmak demek bunları yutabilmek demek değil, bunları yedikten sonra vücudun bunları tolere edebilmesi demektir. Tüm vücudun sisteminin bu besinlerden geleceklerle doğru ve sağlam işlemesi demektir. Bugün biliyoruz ki gerçek etçiller veya hepçiller ne kadar hayvansal gıda yerlerse yesinler vücutlarından yüksek kolesterol, kalp krizi, diyabet görülmez. Oysa insanlık bu hastalıklardan çok yüksek oranda etkilenmektedir ve abur cuburlardaki fruktoz şuruplarıyla hayvansal gıdalar bunların en önemli sebepleridirler.




6. İnsan etçil değildi peki yüzbinlerce yılda et yemeye evrilmedi mi?


İnsan hayvansal gıda yemeye evrilmiş olsaydı, buna adapte olup bundan zarar görme oranı azalırdı, oysa her geçen gün insan hayvansal gıda tüketiminden daha fazla zarar görmektedir. Bunda çirkinleşen hayvancılık uygulamalarının katkısı yadsınamaz ama yine de evrildiğimize dair bir bulgu da yok.




7. İnsan otçul mudur?


İnsan etçil veya hepçil değildir. Ama otçul tanımı da yetersiz kalmaktadır. Frugivore yani çoğunlukla meyve yiyenlere de benzer ama yumru bitkiler ve tahılları da kullanmış olması ve bundan kazandığı üstünlük sebebiyle insana "starchivore" nişastacıl diyen evrimsel biyologlar da vardır. Aslında insanın ne olduğu çok önemli değil ama ne olmadığı önemli, etçil veye hepçil değil.




8. Evrim Ağacı sitesindeki "İnsan türü otçul mudur?" yazısını okudunuz mu?


Evet okudum. Yazıda insanın neden etçil olmadığını savunan insanların tezleri bir nevi çürütülüyor. Oysa insanın etçil olduğuna dair bir kanıt yok. Çok deşerseniz bağırsak boyları, köpek dişleri gibi bazı çelişkili bölümler bulabilirsiniz ama bunların hiç biri insanın etçil veya hepçil olmadığı gerçeğini değiştirmiyor. Bunu daha iyi anlamak için "İnsan ve Etçillik" bölümündeki tüm soru-cevapları okumanızı tavsiye ederim.





B12

1. Vegan beslenenler B12 vitamini desteğine ihtiyaç duyar mı?


Evet! Sebze, meyve ve baklagillerimizi yıkayarak yediğimiz sürece B12 vitaminimizi dışardan takviye olarak almalıyız




2. B12 vitamini takviye alma gerekliliği etçil olduğumuzun kanıtı mıdır?


Hayır! Çünkü, B12 vitamini doğada yalnızca kobalt varlığında bakteriler tarafından sentezlenir. Vegan beslenenlerin B12 vitaminininde eksik kalmasının sebebi hem tüm tarım alanlarını betonlaştırmış olması hem de olası B12 vitaminlerini sentezleyen bakterileri yıkayarak besinlerden uzaklaştırmasıdır.




3. Hayvanlar B12 vitamini sentezlemezler mi?


Hayır! Hayvanlar B12 vitamini sentezlemez ama ineklerin işkembesinde yerleşen bakteriler, ineği kobaltla beslerseniz B12 vitamini sentezler. Bu sebeple hayvancılıkta bir çok takviyenin yanında hem kobalt hem de B12 vitamini hayvanlara takviye olarak kullanılır. Yani ya takviye olarak alacaksınız ya da takviye edilmiş inekten alacaksınız.




4. B12 vitamini çok gerekli midir?


Evet! B12 vitamini vücutta sinir dokularında çok önemli rol oynar, eksikliği ciddi sinir hasarlarına yol açar.




5. B12 vitamin takviyesi şart mıdır?


Evet! İster vegan olun, ister hepçil olun B12 vitamini takviyesi elzemdir.





Bal

1. Bal da mı yemeyeceğiz?


Evet, bal da yemeyeceğiz! Bal, arının kendi ve yavruları için depoladığı besindir. Büyük oranda basit şekerden oluşan asidik bir gıdadır. Arılar balı insanlar için değil kendileri için üretirler. Biz, arıların balına el koyarız. Hatta insan, bal üretimini artırmak için, kraliçe arıyı doğal olmayan yollarla çoğaltırlar ve kanatlarını keserek ona sorgusuzca hayatları boyunca sadık işçi arıların normalden daha fazla süreyle bal yapmasını sağlamaya çalışırlar. Bu da arılarda stres ve erken ölümlere sebep olur. Yani özet olarak bal da vegan değildir.




3. Bal nedir, mucize değil midir?


Bal'ın %80'i şekerdir. Bu şekerin %90'ı fruktoz ve glukoz gibi basit şekerlerden oluşur. %10'u sükroz ve maltozdur. Sonuç olarak Fruktoz-glukoz oranı yaklaşık 55-45'tir. Tıpkı neredeyse paketlenmiş her gıdanın içerdiği sanayi tipi yüksek fruktozlu mısır şurubu gibi... Balın %17'si sudur. %3'ü de özünü aldığı çiçeklerden aldığı eser elementler ve minerallerdir. Sağlıklı olduğu söylenen kısım, arı olmadan da ulaşabileceğimiz bitkisel içerik ve sudur. Bunun yanında yüksek şeker oranı ve asidik yapısıyla ideallikten uzak bir gıdadır. Artvin Macahel gibi biyosfer olarak adlandırılan bölgelerdeki çiçeklerden üretilen ballar, normal bitki örtüsünde denk gelemeyeceğimiz eser elementleri içerebilir. Ama yine de toprağın bize vermediği ve baldan alabileceğimiz bir şey yoktur. Balın antibiyotik etkisi, içinde bulunan defensin-1 proteiniyle ilişkilidir ve bu etkinin içeriğin sürüldüğü yara yerinde olduğu gösterilmiştir, bal yendiğinde değil.




4. Arılar çok bal yapıyor, fazlasını alamaz mıyız?


Arıların ihtiyaçlarından fazla bal yapmasının sebebi, insanın bu düzeni manipüle etmiş olmasıdır. Normal şartlarda kovanda yapılacak bal miktarını kraliçe arı belirler ve insan kraliçe arının kanatlarını kesip kaçmasını engelleyerek arıların sürekli bal yapmasını sağlarlar. Bu durum da arıların ciddi strese maruz kalmasına, bu da daha az yaşamalarına sebep olur. Yani gördüğünüz gibi bal sektörü tamamiyle zulüm üzerine kuruludur. Bu konuda daha detaylı bilgi isterseniz internette arıcılık forumlarında 5 dakika gezinmeniz yeterli.




6. Çaya şeker yerine bal koymak sağlıklı mıdır?


Bal ve pekmezler, küp şekerden sağlıklıdırlar. Ama aynı gramdaki balda küp şekerden daha az şeker bulunduğundan aynı tadı almak için daha fazla bal konma gereksinimi olabilir. Bal, pekmez, mısır şurubu gibi liflerinden arındırılmış ve basit şeker haline getirilmiş gıdalar insanda karaciğeri yorar, insülin direncine sebep olurlar. O yüzden çaya bal koymak şeker koymaktan sağlıklı gibi lanse edilse de hiç koymamaktan sağlıklı değildir.




5. 1 yaşın altında neden bal önerilmez?


Balın içinde Clostridium Botulinum gibi bakteriyel artıklar bulunabilir (kaynak). Bu artıklar her yaşta vücutta inflamasyonu tetikler, bu yüzden her yaşta sakıncalıdır. Ama sadece 1 yaşın altında önerilmemesinin sebebi çocukların bağırsağının bu toksinlerle baş edememesidir. Erişkinlerin baş edebiliyor olması balı masum yapmaz.




7. Arı sütü nedir? (Royal Jelly)


Arı sütü, işçi arıların boğazından salgılanan bir sıvıdır. Beyaz renkli olduğu için "süt" denmiştir. Arı sütünün gösterilebilmiş faydalarından biri içinde bulunan 10-hidroksil-2-dekanoik asidin anti tümör aktivitesi (kaynak) ve defensin-1 proteininin yara iyileştirme aktivitesidir (kaynak). Anti tümör aktivitesi laboratuar ortamında insan "hücrelerinde" test edilmiştir. Yani insan vücudunda gerçek bir kansere karşı kazanılmış bilinen bir zaferi yoktur. Bunu şöyle açıklayabilirim; arı sütü tornavida olsun, etki ettiği hormon da bir vida. Bu tornavida atölyede bu vidayı sökebiliyor ama insan vücudu kocaman bir apartman, bu vidayı bu apartmanda bulup sökebilecek mi, sökse bile kanseri yenebilecek mi, kanserli doku çiviyle çakılıp üzerine izolasyonla kaplıysa ne olacak... İşte in vitro çalışmaların geçerliliği böyledir. Şüphelenmek için güzel ama bir sonuca varmak için çok erken. Yara iyileşmesi de insan vücudunda da bulunan bir proteinin bal ile yara yerine tatbik edilmesiyle iyileşmeye yardımcı olması sayesindedir. Yani ortada bir mucize yoktur.




8. Propolis nedir?


Propolis, arıların kovanı korumak için bitkilerden yaptığı bir tür bariyerdir. Propolisin mucizevi olarak nitelendirilmesi içerdiği fitokimyasallar sebebiyledir. Fenollü bileşikler ve flavanoidler bu fitokimyasalların büyük kısmını oluşturur. Tüm bu bileşiklerin faydalarıyla ilgili onlarca bilimsel makale vardır (kaynak). Bu bilimsel makalelere tek tek baktığınızda çalışmaların propolisten hazırladıkları bir solüsyonla veya içindeki maddeyle yapıldığını görürsünüz. Sonuçta propolis zaten bitkisel bir ürün, içindekilerin mucizevi olması gayet doğal, ama bu maddeleri almak için arıcılığı kullanmanıza gerek yok, basitçe meyve ve sebze de yiyebilirsiniz. Tekrar ediyorum, mucizevi etki diye gösterilen etkiler, hiç bir çalışmada bal veya propolis yiyen insanlarda yapılmamıştır. Ya özütü alınmış bir yere sürülmüş ya da laboratuar ortamında hücre düzeyinde gösterilmiştir.




9. Polen nedir?


Polen (arı poleni veya bal poleni) bal arılarının çiçeklerden taşıdığı polenlerdir. Arıların yaptığı veya balın içinde olan bir madde değil, çiçeklerden taşıdığı bitki özleridir. Polenler, doğadaki fitokimyasallardır. Flavanoidler ve fenollü bileşikler fitokimyasalların başında gelir. Şüphesiz ki bu bileşiklerle ilgili yapılan tüm çalışmalarda hepsinin faydalı olduğu gösterilmiştir ( kaynak). Balın kalp ve damar hastalığındaki rolünü gösteren yayınlar da vardır ( kaynak). Ama burada dikkat edilmesi gereken, bu çalışmaların bal yiyen insanlarla değil, balın içindeki maddelerle yapıldığıdır. Bu, bilimde çok sık başvurulan bir metoddur. Bir besini kötülemek için bunun aksini kullananlar da vardır. Örneğin soyanın insan sağlığına risk oluşturduğunu söyleyen bir makaleyi incelediğinizde, çalışmanın soyayla değil, laboratuar ortamında soyadan elde edilen bir maddeyla yapıldığını görürsünüz. İşte bu noktada bilim okur yazarlığı çok önemlidir. Siz eğer bal yemek şu hastalığa iyi geliyor demek istiyorsanız, bal yiyen bir grup insanı bal yerine aynı etkiyi beklemediğiniz başka bir şey yiyen denk insanlarla karşılaştırmalı ve diğer gruba göre anlamlı fark bulmalısınız hatta her seferinde bu sonucu bulmalısınız.




10. Bal mucize değil midir?


Bal, propolis, arı sütü veya polen bir mucize değildir. Mucize olan doğadır, bitki örtüsüdür. Bal, tüm bu mucizeleri sofranıza getirme bahanesiyle hayvanlara zulmeden bir sektörün bol şekerli bir üründür.




2. Bal nasıl elde edilir?


1 kaşık bal, 10 arının hayat boyu topladığı bala eşittir. Ya da şöyle de ifade edilebilir; 1 kilo bal üretebilmek için 40.000 arının 6 milyon çiçeğe konması gerekir. Yani 1 petek için 100 milyon çiçek gerekir. 9 arkadaşınızla hayat boyu çalışıp ortaya koyduğunuz emeği birinin bir yudumda yuttuğunu düşünün. İşte bal budur.





Kalp Krizi

1. Kalp Krizi ve İskemik İnme nedir?


Kalp ve beyni besleyen damarların tıkanması sonucu beslediği alanın çalışmamasıdır. Eğer tıkanma kısa bir süre içinde ilaçla veya kendiliğinden açılmazsa ve beslenmeyen alan hayati bir bölgeyse kişinin ölümüyle sonuçlanır. Kalp krizi ve iskemik inme dünyada 1 numaralı ölüm sebebidir. 2017'de dünyada 17 milyon insanın ölümünden sorumludur ve bu sayı her yıl artmaktadır.




2. Damar sertliği (ateroskleroz) nedir?


Damarın iç duvarıyla orta katmanı arasında kolesterol birikmesine damar sertliği denir. İlerleyen damar sertliği trombozla tıkanıp damarı tıkama potansiyeline sahiptir. Kalpte olursa kalp krizi, beyinde olursa iskemik inme denir.




3. Her damar sertliği, kalp krizi veya inmeyle mi sonuçlanır?


Hayır her damar sertliği kalp kriziyle veya inmeyle sonuçlanmaz ama bir iki istisnai durum dışında her kalp krizi ve iskemik inme damar sertliğiyle başlar.




4. Damar sertliğinin sebepleri nelerdir?


En önemli sebebi, damar duvarında birikerek damar sertliğine yol açan kötü kolesterol yani LDL'nin yüksek olmasıdır. Bunun dışında, hareketsiz yaşam, hipertansiyon, sigara ve insülin direncine bağlı yüksek kan şekeri de damar sertliği yapar.




5. Kötü kolesterol yüksek değilse damar sertliği olabilir mi?


Evet, hatta sadece kolesterol normalken değil, diğer risk faktörlerinin yokluğunda bile semptom vermeyen damar sertliği olabileceği bilimsel olarak gösterilmiştir. ( kaynak)




6. Kötü kolesterol düşükken kalp krizi geçirilebilir mi?


Evet, kalp krizi geçiren insanların neredeyse yarısının LDL değerleri yüksek değildir. Yani LDL normal seviyedeyken de kalp krizi geçirilebilir. ( kaynak)




7. Kötü kolesterolü yüksek olan herkes kalp krizi geçirir mi?


Hayır, kötü kolesterolü (LDL) yüksek olan herkes kalp krizi veya iskemik inme geçirmez tıpkı her sigara içenin akciğer kanseri olmayacağı gibi. Kötü kolesterol yüksekliği risk faktörlerinden sadece biridir. LDL normalken de kalp krizi geçirilebilir. LDL yüksekken de kalp krizi geçirilmeyebilir.




8. Kötü kolesterolü normal olan insanlar neden kalp krizi geçirir?


Hiç bir risk faktörü olmamasına rağmen insanlarda damar sertliği olabileceğini söylemiştik (Bkz. Soru 5). Ortalama olarak 70kg'lık bir insanda ideal kolesterol seviyesi tüm vücutta 5 gramken yüksek kolesterol seviyesi 6,5 gramdır. 6,5 gramla damar duvarında birikebilen kolesterol, 5 gramken de oksidasyon ve inflamasyon varlığında damar duvarında birikebilir. (kaynak1, kaynak2)




9. Kolesterol düşürücü ilaçlar kalp krizinden korur mu?


1977'de Framingham Çalışmasında yüksek LDL ve düşük HDL'nin kalp kriziyle ilişkili olduğu gösterilmişti. 1984'te de "statin"lerin LDL'leri kalp krizi sayısını ve ölüm oranlarını düşürdüğü tespit edilince LDL yüksekliğini çözmenin kalp krizini de çözmek olduğu sanıldı fakat bu mekanizmanın statin dışında LDL düşürücü ilaçlarda çalışmadığı görüldü. Yani tek başına LDL'yi düşürmek kalp krizi ve ölümden korunmada kesin çalışan bir mekanizma değildi.




10. Kalp krizi ve iskemik inmeden korunmak için ne gibi önlemler alınabilir?


Eğer yüksek risk grubundaysanız mutlaka bir uzman doktorla görüşmek gerekir. Doktorunuz size, risk skalanıza göre hayat tarzı değişikliği ve gerekirse ilaç başlayabilir. Ama eğer risk grubunda olmadığınızı düşünüyorsanız o zaman basit olarak *oksidasyon ve inflamasyon*dan kaçınmanız gerekiyor. Oksidasyon ve inflamasyona en çok sebep olan şeylerden biri de beslenmemizdir. Hayvansal gıdalar ve paketli işlenmiş gıdaların; doymuş yağ, trans yağ ve kolesterol içeriklerinden dolayı, inflamatuar, oksidatif ve asidik etkilerinden dolayı damar duvarına zarar verdikleri gösterilmiştir. Oysa bitkisel ve işlenmemiş gıdalar antioksidan ve antiinflamatuar etki gösterirler, ayrıca doymuş yağ oranları düşüktür, kolesterol ve trans yağ hiç içermezler buna karşın bol lif içerirler.





Soya

1. Soya nedir ve soyalı ürünler nelerdir?


Soya, ülkemizde, Asya ülkeleri kadar yaygın tüketilmeyen bir baklagildir. Esansiyel yani dışardan almamız gereken aminoasitleri dengeli bir şekilde içeren bir protein kaynağıdır. Yaygın kullanılan soyalı ürünler fermente olup olmamalarına göre ikiye ayrılır:
- Fermente olmamış soyalı ürünler: Soya sütü, Edamame, Tofu (soya loru)
- Fermente soyalı ürünler: Soya sosu, Miso çorbası, Tempeh, Natto




2. Yediğimiz soyalı ürünler GDO'lu mudur?


Hayır! İnsanların yemesi için üretilen soyanın üretiminde GDO kullanılmamaktadır. Dünyanın her yerinde yasaktır ve çok ciddi yaptırımları vardır. Serbest olan GDO'lu soyalar sadece hayvan yemlerinde kullanılmaktadır. Bugün Türkiye'ye yurt dışından giren tüm soyaların %99,9'u hayvan yemi için ithal edilmektedir ve bunların hepsi GDO'ludur. Soya, kötü itibarı nedeniyle yurda girdiğinde %100 analize tabidir ve GDO saptandığında yurda alınmamaktadır. Tekrar vurgulamak isterim ki, Dünyanın hiç bir yerinde insanların yediği soya ve soyalı ürünlerde GDO kullanılmamaktadır. Hayvan yemi için olan soya tarlasından insan yemi için olan soya tarlasına bulaş (cross-contamination) olabilmektedir. Bunlar da analizde tespit edilip ülkeye alınmamaktadır. Soya yiyerek GDO almazsınız ama onlarla beslenen hayvanları yerseniz GDO alırsınız.




3. Soya tarımında, zararlı olduğu bilinen glifosat (Roundup) ilacı kullanılıyor mu?


Hayır! Zararlı olduğu bas bas bağırılan Roundup isimli glifosat ilacı, GDO içermeyen, insanların yemesi için yapılan soya tarımında kullanılmamaktadır. İstense de kullanılamamaktadır, çünkü mevzu bahis glifosat ilacı GDO'suz soyaları canlı bırakmamaktadır. Glifosat gibi, soya'yla ilgili haberlerin çoğu hayvan yemlerinde kullanılan soya tarımıyla ilgilidir ve eğer bu haberler sizi korkutuyorsa hayvansal ürün yemeyi bırakmalısınız.




4. Soyada östrojen var mıdır?


Hayır! Soyada östrojen olduğunun sanılmasının sebebi soyada bolca bulunan izoflavonlardır. Bunlar moleküler yapı olarak östrojenlere çok benzediklerinden östrojen reseptörlerine bağlanabilirler ama östrojen etkisi göstermezler. Yani anahtarın kilide girdiğini ama kapıyı açmadığını hayal edin, durum tam da bundan ibarettir. İzoflavonlara bu benzerliklerinden dolayı fitoöstrojenler yani bitki östrojenleri de denir ama insanlarda yapılan uzun süreli çalışmalar fitoöstrojenlerin östrojen etkileri göstermediğini hatta kimi zaman kötü etkilerini azalttıklarını göstermiştir.




5. Soya meme kanseri yapar mı?


Hayır! Öncelikle soyanın çok tüketildiği Asya toplumlarında, soyanın çok az tüketildiği batı toplumlarına göre meme kanseri ihtimali çok düşük olduğunu unutmamak lazım. Bu varsayım da soyanın sözde östrojen içermesinden (Bkz. Soya, Soru 4) ve farelerde yapılan bir çalışmadan çıkmıştır. Oysa bugün biliyoruz ki, soya tüketimi menopoz sonrası kadınlarda meme dokusunun büyümesinde hiç bir etkiye sebep olmamaktadır ( kaynak). Meme kanseri olan kadınlarda yapılan çalışmada da soya tüketimi yüksek olan grupta hastalığın tekrarlama sıklığının daha düşük olduğu ve sağ kalım sürelerinin daha uzun olduğu bulunmuştur ( kaynak).




6. Soya jinekomasti (erkek meme dokusunda büyüme) yapar mı?


Hayır! Soyanın jinekomasti yaptığının sanılması 2 tane olgu sunumuna dayanmaktadır ve ikisinde de sebep sonuç ilişkisi gösterilememiştir. Soyanın içinde östrojen olduğunun sanılması da bu iddiayı güçlendirmiştir (Bkz. Soya, Soru 4). Oysa yapılan çalışmalarda soya tüketimiyle ne östrojen, ne testesteron sayısı arasında bir ilişki saptanmamıştır.




7. Soya, erkeklerde infertilite (kısırlık) yapar mı?


Hayır! Soyanın infertilite yaptığının sanılması, içinde östrojen olduğu sanılmasındandır (Bkz. Soru 4). Soya tüketimiyle infertilite arasında bilimsel olarak hiç bir ilişki saptanamamıştır ( kaynak1, kaynak2). Aksine, soyanın, infertiliteye sebep olan BPA seviyelerini düşürdüğü gösterilmiştir ( kaynak). Hepsi bir kenara soyanın fazla tüketildiği toplumlara bakıldığında (Çin, Japonya) kısırlık gibi bir sıkıntıları olmadıkları da bilinmektedir.




8. Soyadaki fitik asit (fitat) zararlı mıdır?


Fitik asit tahıl ve soya gibi baklagillerde bol bulunur. Bilimsel çalışmalarda fitik asitlerin vücutta minerallerin emilimini azalttığı yönünde çalışmalar olsa da uzun vadeli tüketimde mineral emilimi üzerine etkisi olmadığı saptanmıştır ( kaynak).




9. Soya tiroid bezi hastalığı yapar mı?


Hayır! Yapılan çalışmalarda soya ve isoflavonların hem normal popülasyonda hem de menopoz sonrası kadınlarda tiroid üzerine olumlu veya olumsuz hiç bir etki yapmadığı saptanmıştır ( kaynak1, kaynak2). Sadece, soyalı ürünlerin; kalsiyum, demir, proton pompa inhibitörleri gibi, hipotiroidi ilaçlarının emilimini düşürdüğü tespit edilmiştir ( kaynak). Bu çok genel bir durumdur ve hipotiroidisi olan insanlara soya yememesi önerilmez ( kaynak).




10. Soya alerji yapar mı?


Evet! Her gıdaya olabileceği gibi insanda soyaya karşı alerjik reaksiyon gelişebilir. Ama soyaya alerjisi olduğu bilinen insan sayısı susamdan sonra besin alerjileri arasında en nadir görülenlerdendir (kaynak).





Balık

1. Balık da mı yemeyeceğiz?


Balıklar da yenilen diğer kara hayvanları gibi hissedebilen canlılardır. Suyun içinde olmaları kimileri için empati kurmayı güçleştirse de onlar da kendi aralarında iletişim kuran, ağrı duyuları olan, hissedebilen canlılardır.




2. Beyaz et olarak adlandırılan balık, kırmızı etten daha az yağlı değil midir?


Beyaz et olarak adlandırılan balık ve tavuk da doymuş yağ ve trans yağ içerir. 1950'den 2010'a kadar bu konuda yayınlanmış tüm randomize kontrollü çalışmalar incelendiğinde beyaz et yemekle kırmızı et yemek arasında istatistiksel olarak anlamlı kolesterol düzeyi farkı oluşmadığı tespit edilmiştir (kaynak). Yani balık da yağlıdır. Bunun yanında balıklar, diğer hayvansal gıdalar gibi doğal olarak trans yağ içerirler. Medyada aksi söylense de hayvansal trans yağlar da abur cuburlardaki trans yağlar gibi zararlıdır. İleriye dönük yapılan bir çalışmada, trans yağlar hangi kaynaktan gelirse gelsin ( büyükbaş, balık, margarin) kalp damar hastalıklarına bağlı ölüm riskini artırdığı bulunmuştur ( kaynak). Yani trans yağ, trans yağdır, vücut nereden geldiğini ayırt edemez.




3. Balık tüketiminin beyin sağlığındaki rolü nedir?


Medyada balığın faydaları sıralanırken en başı genelde beyin sağlığı çeker. Bunun sebebi balıkların Omega-3 yağ asitlerini içermesidir. Oysa omega-3 içerdiği için balığın beyin sağlığına iyi gelmesi fikri bir varsayımdır ve bilimsel olarak desteklenememiştir. Yapılan çalışmalarda daha fazla balık tüketenlerde bilişsel fonksiyonların daha iyi olmadığı gösterilmiş, kan omega-3 yağ asidi seviyesiyle de bilişsel fonksiyonlar arasında bağlantı kurulamamıştır (kaynak 1, 2, 3) Yani, balık yemek beyin sağlığını geliştirmez.




5. Balık tüketimi kalp ve damar hastalıklarından bizi korur mu?


Bu konuda yapılan çalışmalarda, balık kaynaklı omega-3 tüketiminin kalp krizi, kalp hastalığına bağlı ölüm, ani ölüm, iskemik inme ve tüm sebeplerden ölüm ihtimalini azaltmadığı gösterilmiştir (kaynak). Kalp hastası olanların da balık kaynaklı omega-3 ile kalp hastalıklarından korunup korunmadığının araştırıldığı bütün bilimsel çalışmaların derlendiği bir çalışmada da balığın kalbi koruduğu gösterilememiştir (kaynak). 1989 tarihli meşhur DART çalışmasında balık tüketiminin kalbi koruduğu iddia edilmiş, ama çalışmanın 2003'te yayınlanan uzun dönem sonuçlarında balık tüketiminin kalbi korumadığı, üstüne üstlük meyve yiyenlere oranla balık ve balık yağı tüketen gruptakilerin daha fazla kalp krizine bağlı öldüğü açıklanmıştı (kaynak).




6. Sürekli balık yiyen Eskimo'lar sağlıklarını nasıl koruyor?


Eskimoların sağlıklı olduğunun sanılmasının sebebi 1970'lerde Alaska'da çalışmalar yapan iki Danimarkalı bilim adamının zayıf metodolojili çalışmalarıdır. 11 ay boyunca tarım alanı olmadığı için başta balık olmak üzere büyük oranda hayvansal gıdayla beslenen insanların sağlıklarını balıklardan aldıkları omega-3'e borçlu olduklarını savunmuşlardır. Sadece kalp elektrolarına baktıkları hastaları kalp açısından sağlıklı kabul etmiş ve bugün dünyada milyar dolarlık balık yağı endüstrisine öncü olmuşlardır. İşin aslı sonradan ortaya çıkmıştır. Eskimolar sağlıksızlar ve kısa yaşamaktadırlar (kaynak). Eskimolarda anakarada yaşayan akrabalarından bile daha sık kalp krizi, inme, diyabet ve yüksek tansiyon görülüyor (kaynak). Yani Eskimolar sağlıklı değiller.




7. Peki o zaman Omega-3 takviyeleri yararlı değil mi?


Omega-3 yağ asitleri vücut için çok faydalıdır, fakat onları balık yiyerek veya balık kaynaklı takviyelerden almak risklidir. Amerikan Tıp Derneği (Amerika Tabip Odası) yayınladığı bilimsel makalede balık yağı ticaretinin durdurulmasının gerekliliğini savunmaktadır (kaynak). Burada karıştırılmaması gereken konu sağlıklı olanın Omega-3 olduğu, balıkların da Omega-3 almanın riskli bir yolu olduğudur.




8. Balık yağları neden risklidir?


Omega-3 gibi sağlıklı yağ asitlerini içermesine rağmen balık yağı kapsülleri balıklardan, balıklar da denizlerden gelmektedir. Malesef denizler gün geçtikçe kirlenmekte ve balıklar da toksik maddelere maruz kalmaktadır. Balık ve balıklardan türetilen ürünleri yemek insanların da bu toksinlere maruz kalması anlamına gelmektedir.




9. Balık tüketerek hangi toksinlere maruz kalabiliriz?


Balık tüketerek yaşadığı denizlerdeki doksine, poliklorinli bifenillere, organoklorinli pestisitlere, polibrominli difenillere, civa, kurşun ve kadmiyum gibi ağır metallere maruz kalıyoruz.




10. Balık ve balık yağı tüketmek kanser riskini artırır mı?


Yapılan randomize kontrollü çalışmalarda, bazı kısıtlamalar nedeniyle balık-kanser ilişkisi net olarak ortaya konamamış olsa da içerdiği toksinler sebebiyle balık tüketiminin prostat kanserogenezinde rol oynadığı düşünülmektedir (kaynak).




4. Balık ve omega-3 tüketimi tip 2 diyabetten koruyucu mudur?


Balık tüketimi ve omega-3 takviyesinin tip 2 diyabetten koruyucu olmadığı gibi yüksek dozlarda tip 2 diyabet ihtimalini artırdığı görülmüştür (kaynak).





Tekstil

1. Vegan moda endüstrisi ne demek?


Vegan olmak ilk bakışta daha çok yemek kültürüne adapte edilirken, aslında vegan olmanın
hiçbir canlıya zulüm yaşatmadan yaşamanın demek olduğunu belki de moda endüstrisi ile
fark ediyoruz. Vegan moda endüstrisi; hayvanlardan çalınan bedenlerini ya da yaşamlarını,
kıyafetlere ya da aksesuarlara dikiş tutturmamaktır.




2. Moda endüstrisinde hayvanlar nasıl kullanılmaktadır?


Moda endüstrisi; yün, deri, kaz tüyü, ipek ve benzeri hayvanlardan elde edilen ve hayvanların
kendileri için elde edip bizim sahiplendiğimiz her şeyi kırmızı halıya seriyor. Bu metalara
hayvanlara zarar vermeden de ulaşabiliyorken kan akıtan tarafa yanaşmak pek de adil değil.




3. Yün nasıl elde edilir?


Çoğunlukla koyunlardan elde edilip ipliğe ve kumaşa dökünen yünler, başka tüylü
hayvanlarla da elde edilebilir hale gelmiştir. İklim koşullarına göre, yılda bir veya iki kez
hayvanlar kırkılır. Bu işlem sürecinde hayvan bir kaynak ve para olarak görülüyor, aynı
zamanda daha fazla üretim yapabilmek adına hayvanların kuyrukları ağrı kesici vurulmadan
makasla kesiliyor. Kısaca hayvanlar, yünlerinin elde edilmesi için çeşitli eziyetler çekiyor.
Yün ve yün ürünlerine talebi azaltmadıkça bu eziyetler çoğalacak.




4. Kaz tüyü nasıl elde edilir?


Genellikle tüy dökme mevsimleri sürecinde elde edilen kaz tüyü, aslında hayvan canlı iken
tüyü yolunarak yapılır. Tüyü yolan kişi, hayvanın kafasını iki bacağının arasında tutar ve
hayvanın tüylerini yolmaya başlar. Yumurta üretimi için kullanılan hayvanların tüyleri, sene
içerisinde 10 veya 15 kere yolunur. Bu işlem hayvanların derisinde kanamaya bile sebep
olabilir. Bir diğer yöntemse, yumurta üretimi için kullanılan hayvanların ölmesini
beklemektir. Öldükten sonra el ya da makine yardımıyla tüyleri yolunur.




5. Hayvan derisi nasıl elde edilir?


Öncelikle şiddet unsuru öğeleri birebir okuyabileceğinizi söylemek isterim. Henüz canlı olan
hayvanın boğazı kesilir ve derisi yüzülür. Bir timsah üzerinden gidecek olursak, timsahlar
omurilikleri alındıktan yarım saat sonra bile bilinci açık bir şekilde kalabilirler. Yazdıklarımı,
boğazı kesilse dahi hala derisinin yüzüldüğü acısı ile çırpınan bir timsah ile
özdeşleştirebilirsiniz.




6. İpek nasıl elde edilir?


İpek böcekleri yirmi günlük kuluçka sonrası yumurtadan çıkarlar ama bir süre sonra esnek
yapılarına derilerine sığmaz. Derilerini değiştirmek için etrafına koza örüp biraz uyurlar ve
kozayı yırtıp yeni derilerine kavuşurlar. Hikâye böyle olmalıydı, üzgünüm ama
değiştiriyorum. İpeği elde etmek için, ipek böceğinin yaklaşık 7 gün koza örmesi gerekir ama
eğer kozadan çıkarsa kozalar yırtılır. İpek böceği kozayı yırtıp kelebeğe dönüşmeden
öldürülüyorlar. Bunun için çeşitli yöntemlere başvuruluyor. Kozalar, krizalit ölünceye kadar
kaplarda veya özel odalarda, yaklaşık 20-30 dakika sıcak su buharının etkisinde bırakılarak
boğulmaları sağlanıyor. Kozalar -10 ˚C’ de altı saat, -12 ˚C’ de dört saat bırakılır ve donarak
öldürülüyor. Kozalar düz bir zemin üzerinde güneş altına serilir. Böylelikle krizalit ölür ve
yaş kozalar kurur. Kozalar 3-10 metre dalga uzunluğunda, yüksek frekanslı ışınlara maruz
bırakılarak, krizalitlerin 2-3 dakikada ölmesi sağlanır. Bu işlemlerden sonra kozalar, makara
olarak açılır.




7. Etikette neleri görmemeliyiz?


Yün, kaşmir, tiftik, angora, merino, alpaca, deve tüyü, kuş tüyü, shearling, deri, süet, kürk,
ipek.




8. Etikette neleri görmeliyiz?


Tencel, saten, keten, akrilik, polyester, polyester yün, PrimaLoft, Thinsulate, Polartec Wind
Pro, Thermolite, kenevir, sentetik kuştüyü, yapay kürk, parafinli branda bezi, suni ipek,
viskoz, modal, bambu, naylon, Cupro, mikrofiber, pazen, rPET, Ultrasüet, mikrosüet, yapay
süet, mikrofiber, mantar derisi, hindistancevizi derisi, biyofabrik deri, “moc-croc” yani yapay
krokodil derisi, “fake snake” yani yapay yılan derisi.





Hayvan Deneyleri

1. Hayvan deneyleri ne ifade eder?


Yönetmelikteki tanımlama ile “deney”; bilimsel amaçlarla canlı hayvanlar üzerinde gerçekleştirilecek her türlü prosedür ve prosedürler bütünüdür.




2. Deneylerde hangi hayvanlar kullanılır?


Omurgalı veya omurgasız tüm insan-dışı hayvanların kullanılabildiği biyomedikal araştırmalarda en çok şu dokuz tür tercih edilir:
fare, sıçan, kobay, suriye/çin hamster'ı, tavşan, köpek, kedi, insan dışı primatlar, balık




3. Deneylerde kullanılan hayvanlar ne gibi zararlar görürler?


Deney sonunda hayvanları çoğu öldürülür ve organları incelenir, ölmeyen hayvanlar ise yönetmelik gereği yuvalandırılabilir. Ancak bu süreç iş birliği ve emek gerektirdiği için deney sonunda yaşayan hayvanlar da genellikle öldürülür. Öldürülmeyen hayvanlarda yapılan deneyin çeşidine bağlı olarak cilt lezyonları kas iskelet sistemi bozuklukları, yeterli beslenememe ve psikolojik travma gibi bulgulara rastlanabilir. Deneye Hayır Derneği olarak deney sonunda hayatta kalan hayvanların yuvalandırılması için üniversitelerle iş birlikleri yapıyoruz.




4. Deney hayvanları ile çalışmanın etik boyutu nedir?


Hayvanlara zarar vereceği bile bile hayvanların insan yararına kullanımları etik olarak tabi ki doğru değildir.




5. Hayvan deneyleri ne için yapılır?


Sağlık alanında bilimsel araştırmalar, ilaç çalışmaları, kozmetik, uzay sanayi, askeri uygulamalar ve eğitim alanında hayvan deneyleri yapılır.




6. Hayvan deney yöntemleri nelerdir?


Çeşitli hayvan deneyleri olmakla beraber deri cilt testleri, travma modellemeleri, draize göz iritasyon testleri, toksikoloji çalışmaları, cerrahi müdahaleler örnek verilebilir.




7. Hayvan deneylerine ihtiyacımız var mı?


Hayvan deneylerinin %96'sı işe yaramamaktadır. Tıbbın bugüne gelmesinde hayvan deneylerinin rolü tabiki de vardır. Ancak gelişen bilim ve teknoloji hayvan deneylerinden daha iyi sonuçlar veren yöntemlerin gelişmesine olanak sağlamıştır. Ayrıca bilim ve teknolojinin gelişmemiş olması durumunda da hayvanların insan yararına kullanılması ahlaki anlamda doğru değildir.




8. Hayvan deneyleri işe yarıyor mu?


Hayvan deneylerinin %96'sı işe yaramıyor. İlaç denemelerinde ise etkinlik ve yan etkinlik ölçme testleri yazı tura atmaktan farksız.




9. Hayvan deneyi olmadan bir ilaç piyasaya sürülemez mi?


Henüz sürülemez. Covid 19 aşısı için ilk defa hayvanlar üzerinde denenmeden faz 3 çalışmalarına geçilmesi gündeme geldi.




10. Hayvan deneylerine alternatif olarak bilim neler yapabilir?


Bilimsel alternatif yöntemlerin artırılmasını sağlayabilir. Üniversiteler bu yöntemlere teşvik verebilir. Etik kurullar hayvan deneylerinin başarısızlığını göz önünde bulundururarak daha eleyici davranabilir.




11. Hayvan deneylerini durdurabilir miyiz?


Kısa vadede zor gözüküyor.




12. Dünya hayvan deneylerine karşı saf alabiliyor mu?


Başta İngiltere olmak üzere Avrupa ülkeleri ve ABD'de deney karşıtı eyaletler ve yönetimler mevcut. Avrupa parlamentosu da bu konuda önemli adımlar atıyor. Özellikle Hollanda, Almanya ve İsveç gibi ülkeler hayvan deneylerini sonlandırmaya yönelik çalışmalarda bulunuyor.




13. Türkiye hayvan deneyleri ile ilgili nasıl adımlar atıyor?


Yeni çıkarılması planlanan hayvan hakları yasasında deneylerle ilgili yeni maddeler bulunuyor. Deneye Hayır Derneği olarak biz de vekillerle birebir görüşmeler yaparak öneriler sunuyoruz. Sunduğumuz önerilerden rapora eklenen maddelerin olması sevindiriciydi. Önümüzdeki süreçte yasayı bekleyecek ve göreceğiz.




Hayvan Deneyleri - Dr. Oğuzcan Kınıkoğlu


Hayvan Deneyleri konusunda ülkemizde oldukça tecrübeli bir Doktor olan Oğuzcan Kınıkoğlu bu bölümde konuk olarak sorularımızı yanıtladı. Aynı isimli yazdığı kitaptan daha detaylı bilgiler edinebilirsiniz.





Veganizm

1. Veganizm nedir?


Veganizmin etik kökeni; hissedebilen, yaşayabilen bireylere türleri dâhilinde değer ya da değersizlik atamak olan türcülükten gelir. Hayvanlar, yaşadığımız dünya çerçevesinde insanlar ile eşit duygulara sahip kişiliklerdir. Bu sebep ile en temel hakları olan yaşamlarına bizim bir şekilde değer biçiyor olmamız aslında hakkımız bile değildir. Hayvanların her türlü işkence ve istismara uğrama şiddetine karşı gelen veganizm; her hayvanın insanlar gibi yaşam sürebilme olanağının engellenmemesini ve kafesler arasına kapatılıp ‘’daha iyi’’ koşullarda dahi kısıtlanmamasını talep ediyor. Zorunda olmadığımız halde insan dışı hayvanlara da zarar vermememiz gerektiğini bilincimizde ve ruhumuzda hissettiğimizde, yıllardır süre gelen alışkanlıklarımızdan birileri zarar görmesin ve yaş akıtmasın diye vazgeçtiğimizde aslında artık etik veganizmi ruhumuza işlemiz oluruz.




2. Veganizm nelere karşıdır?


Bu soruya kısıtlama getirmek imkânsızdır. Hayvanların istismara uğradığı her alana savaş
halindesindir ama bu savaş yıkıcı değil, yapıcıdır. Yenilen et, bir hayvanın bedenidir. İçilen inek sütü, bir buzağının büyüme sıvısıdır. Ballar, arıların emeği ve enerjisidir. Giydiğimiz kıyafetler ya da ayakkabılar, bir hayvanın bedenindeki parçalara aitse o beden bizden başkasıdır. Ellerimizi yumuşatan krem, bir hayvanın bedenini senin bedenin önüne siper ediyorsa siper edilen yaşamda bizim değildir. Veganizm neleri tüketmemizi kapsar ya da nelere karşı çıkar diye düşünmemek, kısıtlamak yerine satın alacağımız ya da kullanacağımız şeyleri inceleyip bir hayvana zarar verip vermediğini öğrenmeli ve vicdanımızı takip etmeliyiz.




3. Vegan olmak zor mu?


Hayatımızdaki alışkanlıklardan kopmak ya da tam tersi, bu alışkanlıkları daha yaşatabilir seçeneklerle değiştirmek zor değil. Zor olan hayvanların istismarla, işkenceyle, ölümle burun buruna yaşamasıdır. Yemek toprakta yetişir, doğmaz. Sebzeler, meyveler, kuru bakliyatlar, kuru yemişler, tohumlar ve mantarlar hepsi doğanın önümüze serdiği nimetlerdir. Bir diğer konu, vegan olmanız sizi sosyal ortamda ötekileştirmez. Vegan olmanız ve insanların merakına istinaden yöneltilen sorulara cevap vermeniz aktivizmdir. Bu kişiler diğer gün sana vegan olmak için herhangi bir adım attıklarını söyleyebilirler, ne dersin?




4. Neden vegan olmalısın?


Birilerine zorunda olmadan zarar vermek ister misin? Zorunda değilsin, ona zarar vermeden
yaşayabilirsin ve bu koşullarla hayatın denkleştiğinde neden vegan olmamalısın? Bizim gibi
yaşayabilen, hissedebilen, aile ve arkadaşlıklar kurabilen hayvan bireyleri oldukları dışında
görmeyi çocukluğumuzdan bu yana kafamıza vurarak öğrettiler. Ama şimdi farklı bir yol var
ve onlar bu yolda yiyecek, eşya, köle, denek ya da herhangi bir kullanılabilir nesne değiller;
onlar bu yolda herkesle eş değer bireylerdir. Eğer bu yola girmek istiyor ve gözümüzün
önündeki perdeleri, alışkanlıkları yıkmak istiyorsak tek çözümümüz vegan olmak değil midir?




5. Sen vegan olunca ne değişecek?


Vegan olmam hiçbir şey değiştirmeyecek dahi olsa vegan olmaya devam ederdim. Hayvan kullanımının sonunu belki de tek başıma getiremem ama bugün tek kişiysem, biliyorum ki benim gibi hayvan kullanımını reddedecek yüz kişi yarın yanımda olacak. Evet, yüz kişiyiz. Belki yine hayvan kullanımın sonunu getiremeyiz ama bu sefer alternatifler için direnebiliriz. Biliyorum ki, bundan seneler önce vegan yiyecekler, mekânlar ya da menüsünde vegan alternatifi bulunan mekânlar yoktu. Seneler önce azdık, talepler elle tutulur değildi ama biz hayvanları korumaya çalışan insanlar olarak birleştik. Bir yerlerde taleplerimiz oluşturulsun diye direndik. Şu an her yerde vegan alternatifleri olan bir şeyler bulabiliyorsak, "Ben vegan olunca ne değişecek?" diyen kişilerin vegan olmasıyla oldu.





Bu sayfa İpek & Suat Erus tarafından "Simple Happy Kitchen" kitabında gördükleri bir yazıdan aldıkları ilham ve arkadaşlarından aldıkları yardımlarla oluşturulmuştur.

  • YouTube - Grey Circle
  • Instagram - Grey Circle
  • Facebook - Grey Circle
  • Twitter - Grey Circle